arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Bünyamin Aydın

Bünyamin Aydın

From Earth to Sky, yeryüzüyle gökyüzü arasında bir yolculuğu tarif ediyor gibi. Bu yolculuk Les Benjamins’in 15 yıllık hikayesinde yeni bir düşünsel ve yaratıcı dönemin başlangıcı mı?

Kesinlikle. Les Benjamins, bu 15 yılda öğrendiği her şeyi sınırsız bir hayal gücüyle birleştiriyor. Earth, bilgelik; Sky ise sınırsız yaratıcılık.

Bir koleksiyon genellikle bir fikir, bir görüntü ya da bir duyguyla başlar. Kapadokya’nın dramatik coğrafyasını düşündüğümüzde, seni ilk harekete geçiren şey neydi?

Barış Manço ve “Kayaların Oğlu” şarkısı. Bu coğrafya tam bir mozaik, çok zengin ve burada doğup büyümek kolay değil. Barış Manço bize ne demek istiyor? Biz ne demek istiyoruz? Anadolu bize ne anlatmak istiyor? Bu soruları hepimizde uyandırmak istedim.

Bu projede moda, performans, teknoloji ve doğa aynı sahnede buluşuyor. Böylesine farklı disiplinleri bir araya getirirken, ortaya çıkan işin bir moda koleksiyonundan daha fazlasına dönüştüğünü ilk ne zaman hissettin?

Aslında en başından beri hissettim. Apple bana bu projeyi ilk kez anlattığında aklıma hemen bu geldi. Les Benjamins’in geçmiş iş birliklerinin çoğunda teknoloji ile gelenek hep birbirine dokundu. Ayrıca ben ortaokuldan beri çok ciddi bir Apple kullanıcısıyım. MacBook, MacBook Pro, iPhone ve iPad; tüm ekosistem hep benimle.

Kapadokya, milyonlarca yılda şekillenmiş jeolojik yapısıyla neredeyse zamanın görünür hale geldiği bir coğrafya. Sürekli geleceği hayal eden bir tasarımcı olarak, böylesine kadim bir yerde çalışmak zaman ve yaratıcılık algını nasıl etkiledi?

Bir tasarıma ve koleksiyona başlamadan önce Ar-Ge ve araştırma süreci benim için çok önemli. Kapadokya’ya uçup o toprağa basmak, kültürüyle temas etmek de öyle. iPhone Pro Max ile çok sayıda fotoğraf çektik, fikirlerimi ve moodboard’larımı Freeform’da hazırladım. Freeform sınırsız bir dijital duvar sunduğu için sevdiğim şarkıları, kumaş görsellerini, Kapadokya’da çektiğimiz fotoğrafları, ilk eskizleri; her şeyi oraya koyabildim. Zamanla şekillendikçe fikirler birbirini zenginleştirdi. Kapadokya kültürel olarak çok zengin bir yer ve orayla ilgili bir koleksiyon yapmak hep hayalimdi.

Kendini Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak tanımlıyorsun. Kapadokya gibi Anadolu’nun kültürel katmanlarını taşıyan bir yerde, Türk mirasını bugünün uluslararası moda diliyle buluştururken nostaljiye düşmeden çağdaş kalmayı nasıl başarıyorsun?

İkisini birden yapıyorum. Bu bir denge değil; “denge” kelimesini pek sevmem. Harmoni. Neyin nerede daha az, neyin nerede daha fazla olacağını hissetmek.

Koleksiyonun açılışında Barış Manço’ya yapılan gönderme, müzik ve moda üzerinden kolektif hafızaya dokunuyor. Barış Manço’nun temsil ettiği kültürel özgürlük, sınırları aşma ve farklı dünyaları bir araya getirme yaklaşımı senin için nasıl bir anlam taşıyor?

Barış Manço da yıllarca yurt dışında yaşadı, Doğu ile Batı’yı müziğinde buluşturdu ve Anadolu’yu dünyaya gururla taşıdı. Benim hikayem de iki kültür arasında büyümekten geliyor; onun yolu bana hep ışık tuttu. Bu koleksiyonda müzik, moda ve Anadolu’nun kolektif hafızası benim vizyonum ve hayal dünyamın içinde buluşuyor ve o dünyaya hep birlikte adım atıyoruz. Tasarımın en keyifli kısmı da bu: Hepsi bir arada anlam kazanıyor.

Koleksiyonun çıkış noktalarından biri Kapadokya’da karşılaştığın üç çiçek. Doğadaki bir formun giysiye dönüşmesi de oldukça soyut bir süreç. Tasarım sürecinde bazen en güçlü fikirler ilk eskizlerde değil, beklenmedik denemelerde ortaya çıkıyor. From Earth to Sky üzerinde çalışırken başlangıçtaki fikrini tamamen değiştiren, seni şaşırtan bir keşif yaşadın mı?

İlk aklıma gelen ilham Barış Manço’ydu. Sonra Kapadokya’ya gidip orada boru çiçeğini, topuz dikenini ve laleyi görmek ciddi bir fark yarattı; renkler ve formlar onlardan doğdu. Ardından balonları iPad’de çizmek ve onlar için farklı seçenekler denemek çok keyifli bir süreç oldu.

Bu koleksiyonun renk paletinde toprak ve gökyüzünün dingin tonları, balonların neredeyse elektrikli renkleriyle karşılaşıyor. Birbirine zıt görünen bu iki dünyanın görsel dengesi nasıl kuruldu?

Her şey harmoniyle kuruldu. Toprağın dingin tonları ile balonların elektrikli renkleri birbirine karşı değil, birbirini tamamlayarak var oluyor.

İpek Yolu etkileri, Türk kumaşları ve çağdaş silüetler tasarımlarında bir araya geliyor. Farklı dönemlere ve kültürlere ait referansları kullanırken bir tasarımın geçmişe ait görünmek yerine geleceğe ait hissettirmesini sağlayan şey sence nedir?

Bu koleksiyonun hem çağdaş hem de geçmişe ait olmasını istedim. Bence önemli olan ikisini de doğru şekilde kullanmak. Tasarladığınız ürüne ya da hikayeye göre bazı parçalar daha çağdaş olur, bazıları geçmişe ve nostaljiye daha çok dokunur.

Yaratıcı sürecinin merkezinde iPad Pro ve Apple Pencil Pro yer alıyor. Apple Pencil Pro ile çizdiğin balon formlarının daha sonra mühendislik hesaplarıyla gerçek, uçabilen yapılara dönüşmesi oldukça etkileyici. Dijital ekranda mümkün görünen bir fikrin fiziksel dünyanın kurallarıyla karşılaştığı noktada, hayal gücünle teknik gerçeklik arasında nasıl bir müzakere yaşandı?

Pasha Balloons ile çalıştık. Sürecin başında ofislerine gidip neleri yapabileceğimizi ve neleri yapamayacağımızı öğrenmiş olmak çok önemliydi. Bir tasarımcı olarak hem sınırlarınızı bilmeniz hem de o sınırları zorlamanız gerekir. İlginç bir paradoks; biz de tam olarak bunu yaptık. Ekibimle onlarca balon çizdik, sonunda üç tasarım çıktı. Ardından balonların teknik olarak uçabilmesi için tasarımda küçük değişiklikler yaptık ve süreç böyle ilerledi. Çok heyecanlı bir süreçti.

Bu projede Apple teknolojileri yalnızca koleksiyonun sunumunda değil, fikrin araştırılmasından çizimlere ve defilenin filme alınmasına kadar her aşamada yer alıyor. Bu deneyim sana teknolojinin bir tasarım sürecine dışarıdan eklenen bir araç olmaktan çıkıp onun yaratıcı ortağına dönüşmesi hakkında ne düşündürdü?

Teknolojinin tasarımın yaratıcı ortağı olması bize hız kazandırdı ama yaratıcılığımızı hiç azaltmadı. iPad ve Procreate ile çok daha hızlı çizebiliyorsunuz. Renklendirme, farklı katmanlar, farklı kalemler; her şey elinizin altında. Zaman kazandıkça hayal etmeye daha çok alan kalıyor.

Apple’ın uzun yıllardır birlikte çalıştığı moda illüstratörü Mustafa Soydan da, koleksiyondan seçili look'ların ve etkinliğin öne çıkan anlarının eskizlerini çizdi. Kendi yarattığın dünyanın başka bir sanatçının çizgileriyle yorumlanması sende nasıl bir karşılık buldu ya da koleksiyona bakışında yeni bir perspektif yarattı mı?

Kesinlikle zenginleştirdi. Bu proje benden ve markamdan daha büyük; hepimizin. O yüzden kendi dünyamı Mustafa’nın çizgileriyle görmek ve yaşamak çok hoşuma gitti.

Neels Castillon’un iPhone 18 Pro Max ile gerçekleştirdiği çekimler, defilenin kendisi kadar güçlü bir görsel anlatı oluşturuyor. Tasarımcı olarak kurduğun dünya ile bir yönetmenin o dünyayı kendi gözünden yeniden yorumlaması arasında nasıl bir yaratıcı diyalog gelişti? Onun bakışı, kendi koleksiyonunuzda daha önce fark etmediğiniz bir şeyi görmenizi sağladı mı?

Neels’le iletişimimiz çok güzeldi. O benim yarattığım koleksiyondan ilham aldı, ben de onun aklındaki çekim fikirlerinden. Birlikte çalışırken aynı frekansta olmak çok önemliydi. Aramızdaki karşılıklı sevgi ve saygı bu projeyi daha da güçlendirdi. Bazen baş başa konuştuk, bazen de ekiplerimizle birlikte çalıştık.

From Earth to Sky, bir anlamda Anadolu’dan doğup gökyüzüne ve oradan dünyaya açılan bir hikaye. Bu projeyi yıllar sonra düşündüğünde insanların hangi görüntüyü hatırlamasını değil, hangi duyguyu hissetmesini istersin?

“Kolay değil, kolay değil, Anadolu’nun oğlu olmak.”

Röportaj: Seval Akbulak

Read more

Robert Rabensteiner

Robert Rabensteiner

SUNNEI

SUNNEI

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.