arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Dilan Çiçek Deniz

Dilan Çiçek Deniz

Bir rolü kabul ederken önce hangi soruları kendine sorarsın?

İçgüdüsel olarak hareket ediyorum. Özellikle ana akım işlerde çok seçiciyim. İçime sindikten sonra neden bir rolü oynamak istediğime dair kendimle istişare ediyorum. İnsan kendisiyle konuştukça laf lafı açıyor; uzun bir süreç oluyor bu. Daha sonra ekibimle beyin fırtınası yapıyoruz. Cast, yönetmen ve senarist bu işin omurgası olduğu için onları da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Rol hazırlığında metni okuma biçimin nasıl peki? Önce dramatik yapıyı ve çatışma eksenini mi, yoksa karakterin küçük jestlerini, mikro davranışlarını mı takip edersin?

İşi, Uta Hagen’in karakter analiz yöntemini kullanarak kağıda döküyorum. Bunları her sahne için yapıyorum; epey bir zaman alıyor. Kimim, neredeyim, neden buradayım, ne istiyorum, engellerim neler ve ne yapıyorum. Stanislavski’nin “İyi ya da kötü oynayabilirsin ama gerçek ol” sözünü sık sık kendime hatırlatıyorum. Oyunculuk, bir karaktere bürünmek değil de olduğunu sandığın şeyleri bırakmak gibi geliyor bana. Olduğumu sandığım şeyleri yazıyorum sonra. Sürekli büyüyüp değiştiğim için onlar da değişiyor haliyle. Kendime yabancılaştığımı hissettiğim noktada daha da içine giriyorum sürecin. Kendimin bile bana engel olmasına izin vermek istemiyorum.

Oyunculuk pratiğini düşünürken, kendini daha çok Stanislavski geleneğine mi, Brechtyen bir mesafeye mi, yoksa çağdaş “post- dramatik” yaklaşımlara mı yakın hissediyorsun?

Her tekniği bilip oynarken hepsini unutmak gerekiyor aslında. Her yaklaşımın kendime yarayan taraflarını alıyorum fakat özel olarak birini seçmem gerekirse, bana en yakın olanı kesinlikle David Mamet’in “Pratik Estetik” anlayışı. Aslında karakter yoktur kağıt üzerinde, sadece yazılar vardır der. Travmaları tetiklemeyi öğreten her türlü teknikten uzak duruyorum. Hepsi hakkında bir fikrin olması bu yüzden iyi, böylece sana yaramayanları eleyebiliyorsun.

Dijital platform işleri ile televizyon dizilerini karşılaştırdığında, süre ve tempo baskısının oyunculuk felsefeni nasıl dönüştürdüğünü düşünüyorsun?

Başlarda baskı gibi gelen his, zamanla kasa dönüştü. Dijital platformlardaki uzun ön hazırlık süreci ve setlerdeki uzun süreler sayesinde karakterin derinine daha rahat inebiliyorsun. Ana akım genelde maraton gibi, dizi devam ettiği sürece çoğu kez haftanın altı günü çalışman gerekiyor. Fiziksel ya da mental olarak düşmemen gereken bir süreç.

Tiyatro sahnesinde yer aldığın Amadeus gibi prodüksiyonlarda, seyirciyle aynı havayı soluma hali ile kamera karşısındaki “görünmez izleyici” fikri arasında nasıl bir fark hissediyorsun? Bu fark, oyun kurma biçimini nasıl etkiliyor?

Tiyatroda her şey o ana ve o seyirciye özgüdür ve asla tekrarlanamaz. Her oyun metni aynıdır fakat oyun bambaşkadır, her oyun prömiyerdir yani. Yoğun bir enerjiyle oynarsın. Kamera karşısındaki görünmez izleyici o anı tekrar tekrar izleyebilir; ama benim oradaki ilk seyircim set emekçileri. İlk geri dönüşü onlardan almak ve enerjilerini birebir hissetmek, bu iki deneyimin benzeştiği noktalar olduğunu düşünüyorum. Oyun kurma biçimi ise genelde daha teknik oluyor, kameranın lensine göre bile değişiyor; bir nevi enerji tasarrufu gibi düşünebiliriz.

Dünya tiyatro tarihine baktığımızda, seni en çok etkileyen oyunlar desek nasıl bir liste çıkar karşımıza?

Peter Shaffer’ın kaleme aldığı Amadeus’un muazzam bir metni var. Bu sene dördüncü yılıma girdim oyunda, fakat her oyunda metin beni büyülemeye devam ediyor. Yine, Paula Vogel’den “How I Learned to Drive”. Her okuduğumda kalbimin sıkıştığı bir oyun. Los Angeles'ta The American Academy of Dramatic Arts'da okurken sınavı bu oyunla vermem gerekiyordu ve mental olarak beni zorlayan, öğretici bir süreç olmuştu. Ve son olarak, Stuart Blade’den “BU21”. Kara komedi ihtiyacımı doyurduğum, gülmem etik mi değil mi arasında gidip gelirken birkaç damla gözyaşı döktüğüm bir oyun.

Dünya sinemasından birlikte çalışmayı hayal ettiğin yönetmenler arasında kimler var?

Sean Baker’ı listemin en başına koyabilirim. Uzun zamandır severek takip ediyordum; geçen hafta tanışıp sohbet etme fırsatı bulunca, işlerinin neden bu kadar gerçek hissettirdiğini çok daha iyi anladım. Sofia Coppola, Joachim Trier, Guillermo del Toro ve Yorgos Lanthimos rüya takımım. Umarım bir gün yollarımız kesişir.

Grotowski’nin “yoksul tiyatro” anlayışındaki sadelik ve radikal arınma fikrini, bugünün yüksek prodüksiyonlu dizi ve film setlerine taşırsak, oyuncu için ne tür yaratıcı imkanlar veya tıkanmalar görüyorsun?

Grotowski’nin “yoksul tiyatrosu” sinemaya birebir taşınmadı ama ruhu taşındı diyebilirim. Haneke ve Kieslowski buna en yakın olanlardan. Bugünün setlerinde bunu tamamen uygulamak zor çünkü yaşadığımız çağ “teknoloji ve zaman yönetimi” üzerine kurulu. Bu amaca hizmet etmeyen her yöntem otomatik olarak görünmez hale geliyor. Her şeyin bu kadar hızlı tüketildiği bir dünyada insanların sadeleşmeye zaman ayırabildiğini de pek sanmıyorum. Sahnedeki yalınlık daha fazla zaman, daha fazla emek ve üzerine gerçekten düşünülmüş bir süreç gerektiriyor.

Farklı yönetmenlerle çalışırken, auteur sinema ile endüstriyel TV estetiği arasındaki geçişlerde oyuncu olarak “oyun stilini” nasıl yeniden kalibre ediyorsun? Yönetmenle ilişkinde sınırlar ve yaratıcı alanlar nasıl tanımlanıyor?

Aslında bu yönetmenine göre değişiyor. Farklı ekollerden gelenlerle çok iyi anlaşamıyorum çünkü sektördeki güç zehirlenmesi, uzun yıllar “eğitim ve terbiye yöntemi” adı altında meşrulaştırılmış bir mobbing kültürüne dönüştü. Hiyerarşinin ve mobbing’in terbiye yöntemi olarak kullanıldığı her yerde sanat ölür. Değişmesi gereken çok şey var. Benim de tercihim her zaman, profesyonel ama aynı zamanda empati yeteneği güçlü isimlerle çalışmak oldu.

Oyunculuk eğitiminde edebiyat ve felsefe arka planının nasıl bir etkisi oldu? Özellikle hangi filozoflar, düşünce akımları veya edebi türler karakter kurma biçimini derinleştirdi?

Hayatta bana iyi gelen şeyler, işime de yansıyor. Özellikle Stoacı düşünce çok yardımcı oluyor. Her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul etmek insanı epey sakinleştiriyor. Karakterlere yaklaşırken de bu sakinlik çok işe yarıyor, çünkü önce neyle barışık olduklarını, neyle olmadıklarını anlamaya çalışıyorum. Şiir de benim için çok önemli. Her şeyi açıklamak zorunda olmadığını, bazen bir boşluğun bir sayfalık metinden daha çok şey söylediğini hatırlatıyor.

“Bu cümle benim manifestom olabilir” dediğin, sık sık kendine hatırlattığın bir söz var mı?

Neye katlandığın değil, nasıl katlandığın önemlidir.

Oyunculuk dışında seni en çok besleyen alan hangisi: Edebiyat, müzik, seyahat, gastronomi, çağdaş sanat… ve bunun hayatındaki somut karşılığı nedir?

Edebiyat diyebilirim. Yalnız kalma becerimi güçlendirdi. Metinle baş başa kalmak, kendi içime dönmek bana nefes aldırıyor.

Fotoğrafçı KADİR KARADEMİR Moda Editörü EMREKÖKLÜÇINAR Saç İSMAİL İNAN Makyaj GAMZE TEKİN Fotoğraf Asistanları MURAT ERDOĞAN, BERKAN YAMAN, TANER YAMAN Moda Editörü Asistanı ELİF AKPUNAR Makyaj Asistanı MELTEM AÇMAZZAMBAK Teşekkürler MOZAİK

Röportaj: Seval Akbulak

Röportajın tamamı No.32 sayısında!

Read more

Oyunun Kuralları Değişiyor: “LG StanbyME 2”

Oyunun Kuralları Değişiyor: “LG StanbyME 2”

Mükemmelliğin Ötesinde: Maxx Royal Bodrum Resort

Mükemmelliğin Ötesinde: Maxx Royal Bodrum Resort

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.