Robert Rabensteiner

Bir moda hikayesi yaratırken nereden ilham alıyorsunuz?
İlham her zaman bir imgeden doğar. Bazen bir yolculuk, bazen bir ülkeye duyulan özlem ya da seyahat fikri bu süreci besler. Ama genellikle bir kitapta ya da filmde karşıma çıkan tek bir kare, anlatmak istediğim hikayenin temelini oluşturur.
Modada sık sık geri dönen trendleri nasıl yorumluyorsunuz?
Trendlere inanmıyorum, hislerime inanıyorum. Bir sezonda herkes aynı rengi ya da kesimi kullanabilir, ama bunlar yönlendirilmiş akımlar. Bana göre gerçek trend, hikayeye kattığınız ruhtur. Eğer bir trendden bahsedeceksek, bu yalnızca bana ait olan bir anlatıdır.
Kişisel stil yolculuğunuzda sizi en çok dönüştüren veya tanımlayan an neydi?
Fotoğrafçılardan, filmlerden ve yaşadığım anlardan besleniyorum. Nerede olduğum, ilhamımı şekillendiriyor. Marakeş’te olsaydım bambaşka bir hikaye anlatırdım, Hindistan’da farklı. Dağların arasında kendi dünyamda olsam ilham kaynağım doğa derdim. Ama stilimi gerçekten dönüştüren en önemli deneyim, fotoğrafçılar ve editörüm Franca Sozzani ile çalışmaktı.
Moda dünyasında aldığınız en büyük risk neydi ve sonuçları nasıl oldu?
Moncler kampanyası için keskin hatlara sahip, sakallı bir aktör kullanmak aldığım en büyük risklerden biriydi. Markaya yeni bir perspektif kazandırmak ve farklı bir yüz sunmak istedim. Yıllar önce bir filmde görüp aklımda tuttuğum biriydi. Moncler’e önerdiğimde başta tereddüt ettiler ama sonunda bu, markanın en iyi kararlarından biri oldu. Bugün insanlar hala o yüzü hatırlıyor ve etkileyici buluyor.
Luchino Visconti gibi yönetmenlerden ilham aldığınızı biliyoruz. Onun dönem kostümleriyle yarattığı estetik, modaya bakışınızı nasıl etkiledi?
Visconti’nin sineması elbette beni uzun yıllar etkiledi ancak zamanla değişiyoruz, ilerliyoruz. Bugün hala Visconti’nin estetiğinden ilham aldığımı söyleyebilirim, ama artık birçok farklı isim ve yeni kaynaklar var. Yeni kitaplar, fotoğrafçılar, yönetmenler ve filmler... Sürekli değişen, gelişen bir dünya var. Mesela günümüzün en ilham verici yönetmenlerinden biri olan Luca Guadagnino’nun filmleri beni etkiliyor. Pedro Almodóvar’ın son filmi de bana ilham veren yapımlar arasında. Eskiden hep Helmut Newton, Guy Bourdin ve Bruce Weber gibi isimleri söylerdim. Bugün ise Sean Thomas, Tom Craig gibi genç fotoğrafçıları da sayarım. İlham, sabit bir noktada durmuyor; sürekli genişleyen ve yenilenen bir kavram.
Roberto Cavalli, Moncler ve Trussardi gibi markalarla çalıştınız. Bir markanın kimliği ile kendi vizyonunuzu nasıl dengeliyorsunuz?
Moncler ile 23 yıldır çalışıyorum, ancak Trussardi ve Roberto Cavalli ile yaptığım projeler daha eskiye dayanıyor. Günümüzde daha çok özel projelere odaklanıyorum; Pellicano Hotels ile yürüttüğümüz çalışmalar veya Matches Fashion ile gerçekleştirdiğimiz iş birlikleri gibi... Artık büyük markalara danışmanlık vererek moda dünyasındaki uzmanlığımı farklı bir alanda sürdürüyorum. Stilim dokunduğum her projede hissediliyor. Moda hikayelerimde, editoryal çalışmalarımda ya da birlikte çalıştığım markaların koleksiyonlarında... Bu dokunuşu sofistike, modern ya da retro olarak tanımlayabilirsiniz ama özü hep bana ait. Giydiğim parçalarda, danışmanlık verdiğim markaların stilinde de bunu hissedersiniz. Çünkü benim için stil, markanın kimliği ile kişisel vizyonun güçlü ve doğal bir şekilde buluşmasıdır.
Röportaj I Seval Akbulak Portre Fotoğrafı I Dylan Don
Curated No.29'u satın almak için tıklayınız.