arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Sarah Emilie Mullertz

Sarah Emilie Mullertz

Hayatınızın bu döneminde kendinize en sık sorduğunuz soru nedir?

Bence hepimizi merak duygusu yönlendiriyor, ancak aynı zamanda bir amaç edinme ihtiyacı da taşıyoruz. Hayatımın bu döneminde tekrar tekrar kendime sorduğum soru şu: “Benim amacım nedir ve bu amacı, kendimden daha büyük bir şeye katkıda bulunmak için nasıl kullanabilirim?” Benim için amaç, ancak sizi daha geniş bir topluluğa bağladığında gerçek anlamını kazanıyor.

Kendiniz için satın aldığınız ilk takıyı hatırlıyor musunuz?

Pek hatırlamıyorum. Ancak annemin taktığı bir takıya dair çok net bir anım var. İçinden altın bir çubuğun geçtiği ve çubuğun iki ucunda küçük kürelerin bulunduğu kehribar bir kolye ucuydu. Onu parmaklarımın arasında tutup oynadığımı hatırlıyorum. Bana inanılmaz güzel gelirdi. Tasarımının sadeliğinde, kullanılan malzemede ve elde bıraktığı hissiyatta beni derinden etkileyen ve hafızamda kalan bir şey var.

Minimalizmle yakından özdeşleşen bir tasarımcısınız. Kişisel hayatınızda fazlalıklardan kurtulmak sizin için kolay mı, yoksa duygusal nedenlerle eşyalara bağlanan biri misiniz?

Aslında eşyalardan vazgeçme konusunda oldukça iyiyim. Eşyaları kolaylıkla ayıklar, düzenler ve elden çıkarırım; dolayısıyla sırf saklamış olmak için bir şeyleri tutmam. Ancak evimde kalan her şey son derece bilinçli bir şekilde seçilmiştir. Dört duvarımın arasında bulunan hemen hemen her şeyin benim için bir hikayesi, kişisel bir anlamı ya da duygusal bir bağı var. Bu anlamda az eşyayla yaşıyorum, fakat hayatımda yer verdiğim şeyler benim için gerçekten önem taşıyor.

Bir takıyı küçük ölçekli bir mimari yapı olarak düşündüğünüzde, tasarım sürecinizin başlangıcını hangi soru belirliyor?

Kopenhag’daki Danimarka Kraliyet Akademisi’nde öğrendiğim mimari yöntemi, bugün takı tasarlama biçimimle sık sık karşılaştırıyorum. Mimaride sürekli olarak mekan, işlev ve malzeme arasında bir denge kurarsınız. Takıya da büyük ölçüde aynı şekilde yaklaşıyorum. Bu kez beden mekanın yerini alıyor, malzeme yine malzeme olarak kalıyor ve ardından işlev devreye giriyor: Parçanın nasıl takıldığı, nasıl hareket ettiği ve bedenle nasıl bir ilişki kurduğu. Dolayısıyla mimari düşünme biçimim, takı pratiğime son derece doğrudan bir şekilde taşındı.

Mimarlık eğitiminizin takı pratiğinize kazandırdığı en önemli alışkanlık nedir peki?

Bence mimarlığın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri, verdiğiniz her kararın gerekçesini açıklayabilmeniz gerektiğidir. Yüz yıl boyunca ayakta kalabilecek bir bina tasarlıyorsanız, onun her milimetresini ve her santimetresini savunabilmelisiniz. Takı konusunda da aynı şekilde düşünüyorum. Değerli ve kalıcı malzemelerle çalışıyoruz; bu nedenle hiçbir şey rastlantısal ya da keyfî olmamalı.  Bir bakış açınızın olması gerekir ve bu bakış açısının da somut kararlara ve uygulamaya dönüşmesi gerekir. Genç yaşlardan beri sanat eserlerinden koleksiyon yapıyorsunuz. 

Bir sanat eserini edinmekle ondan ilham almak arasındaki ayrımı nasıl yapıyorsunuz?

Benim için bu ayrım oldukça belirsiz. Birlikte yaşamayı seçtiğim eserler hayatımın bir parçası haline geliyor ve kaçınılmaz olarak üretim pratiğimin de içine dahil oluyor. Beni, içinde belli bir gerilim barındıran sanat eserleri cezbediyor; adeta ayakkabınızın içindeki bir taş gibi, sizden sürekli bir şey talep eden, sizi rahat bırakmayan eserler. Bir eserin benimle bir diyalog başlatmasına ve bir şekilde beni zorlamasına ihtiyaç duyuyorum. Bir şey yalnızca güzelse, bazen fazlasıyla kolay ve konforlu hale gelebiliyor; benim için bu durum zaman içinde önemini yitirme riski taşıyor. Sanatı, bana sunduğu cevaplardan çok ortaya attığı sorular nedeniyle seçiyorum. Güncel sanatın hala yapabildiği olağanüstü şeylerden biri de tam olarak bu: Zor sorular ve sahici bir diyalog için alan açmak!

Röportaj: Seval Akbulak

Röportajın tamamı No.35 sayısında!

 

Read more

Milka Karaağaçlı

Milka Karaağaçlı

Marie Lichtenberg

Marie Lichtenberg

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.