arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Vincenzo De Cotiis

Vincenzo De Cotiis

Çocukluğunuzda sizi gerçekten etkileyen ilk mekanı hatırlıyor musunuz?

Babam asker olduğu için çocukluğumun büyük bir bölümünü askeri lojmanlarda geçirdim. Bu mekanlar üzerimde derin bir iz bıraktı. Disiplinli, katı ve yalın yapıları beni içgüdüsel olarak kendilerine çekiyordu; aynı zamanda mimarilerindeki ham sertlik de öyle Süslemeye yer yoktu; yalnızca strüktür, oran ve ışıkla malzeme arasındaki tavizsiz ilişki vardı. Geriye dönüp baktığımda, bu deneyimin düşünme biçimimi ne kadar derinden şekillendirdiğini anlıyorum. Mimariyi dekorasyondan ziyade; düzenin, kalıcılığın ve duygusal yoğunluğun bir ifadesi olarak görmemde bu yılların büyük etkisi oldu.

Evinizde ya da stüdyonuzda asla vazgeçemeyeceğiniz bir obje var mı?

Değerli oldukları için değil, bana belirli anları, insanları ve yerleri hatırlattıkları için yıllardır sakladığım birkaç obje var. Nesnelere maddi değerleri nedeniyle nadiren bağlanırım. Benim için önemli olan, onların içine sinmiş yaşamdır. Bir obje; hafızayı, dönüşümü ve bir daha tekrarlanamayacak bir hikayeyi taşıdığında yeri doldurulamaz hale gelir.

Kendinizi, sanat, mimarlık ve görsel kültürün farklı alanlarından beslenen biri olarak tanımlıyorsunuz. Bir projeye başlarken bu çok katmanlı referans dünyasını nasıl filtreliyorsunuz?

Onları hiçbir zaman bilinçli olarak filtrelemiyorum. Mimari, edebiyat, doğa ve arkeoloji özgün kimliklerini yitirene kadar hafızamda yavaş yavaş katmanlaşıyor. Sonunda ortaya çıkan şey hiçbir zaman doğrudan bir alıntı değil; zaman ve deneyim aracılığıyla şekillenmiş yeni bir dil oluyor.

Belirli bir stile ait olmamak nasıl bir özgürlük alanı?

Hiçbir zaman belirli bir stilin peşinden gitmedim; çünkü stil çoğu zaman bir sınıra dönüşür. Çalışmalarım estetik kesinliklerle değil, sorularla gelişiyor. Her proje; malzeme, bağlam ve sezgi arasındaki karşılaşmadan doğan kendine özgü bir söz dağarcığı gerektiriyor.

İşlerinizde geçmiş ile gelecek çoğu zaman aynı yüzeyde buluşuyor gibi görünüyor. Bir mekana baktığınızda önce onun geçmişini mi, yoksa gelecekte yaratabileceği hissi mi düşünürsünüz?

Hiçbiri diğerinden önce gelmez. Her proje, hafıza ile olasılık arasındaki gerilimde var olur. Bir mekanda halihazırda bulunan unsurları görünür kılmakla, o mekanın beklenmedik bir yöne doğru evrilmesine izin vermek arasındaki ilişkiyle ilgileniyorum. Zaman hiçbir zaman doğrusal değildir; çünkü katmanlardan oluşur.

“Zamanın yüzeyi” ifadesi pratiğinizle ilişkilendirildiğinde oldukça güçlü bir anlam taşıyor. Çatlaklar ve aşınmalar estetik unsur olmaktan çıkıp nasıl kavramsal malzemeye dönüşüyor?

Dekoratif olmaktan çıkıp bilgi aktarmaya başladıklarında. Oksitlenme, çatlaklar ve aşınma çürümenin belirtileri değil; dönüşümün fiziksel kanıtlarıdır. Ve malzeme, zamanı bizden daha dürüst bir biçimde kaydeder.

Pek çok tasarımcı, tarihi yapıları yenilerken “kusurları” gizlemeye çalışır. Siz ise bu kusurları görünür kılıyorsunuz çoğu zaman. Sizi buraya çeken şey neydi?

Ben kusur kavramı üzerinden düşünmüyorum. Doğanın kendisi hiçbir zaman kusurlu değildir. Günümüzde lüks, kalıcı, özgün ve duygusal derinliği olan eserler yaratabilme becerisidir. Bizi gerçekten etkileyen şey ise kusursuz bir uygulama değil, zaman içinde biriken karmaşıklıktır.

Röportaj: Seval Akbulak

Röportajın tamamı No.35 sayısında!

Read more

Dorothee Meilichzon

Dorothee Meilichzon

Fien Muller & Hannes Van Severen

Fien Muller & Hannes Van Severen

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.