Pascal Billard
“Günün en güzel 15 dakikası” Le Meurice’te nerede yaşanıyor? Ve Paris neden gelmek için hep iyi bir fikir?
Bu soruya kesin bir yanıt vermek imkansız çünkü size, ruh halinize, seyahatinizin gerekçesine, amacınıza ve daha nice değişkene bağlı bir durum. Eğer buraya dinginlik ve yenilenme için geliyorsanız, Valmont Spa’mız gevşeyip enerji toplamak için ideal bir kaçış noktası. Öte yandan Paris’e keyif yapmak için geliyorsanız, ister tek başınıza ister arkadaşınızla, adresiniz Bar 228 olmalı; gerçek anlamda Paris’in kalan birkaç klasik barından biri. Özel bir akşam için, iki Michelin yıldızlı Le Meurice Alain Ducasse kusursuz bir seçim olacaktır: Versailles Sarayı’ndaki Salon de la Paix’dan ilham alan yemek salonu büyüleyici; şef Amaury Bouhours’un imza tabakları bile tek başına bu yolculuğa değer. Yine aile seyahatindeyseniz, gerçek bir Paris apartmanı deneyimi sunan dairelerimizden birini tercih edebilirsiniz; kendinizi evinizde gibi hissedeceksiniz!
Buraya ilk kez gelen misafirin “keşke bilseydim” diyebileceği bir ipucu?
Tuileries Bahçeleri’ne bakan bir oda ya da süit seçin. Louvre’dan Musée d’Orsay’a, oradan Eyfel’e uzanan bu hatta Paris’in en güzel anıtlarına nefes kesici bir bakış elde etmekle kalmaz, şehrin en eski ve güzel parklarının da müthiş manzaralarını yakalarsınız. Üstelik haziran ayından eylüle kadar Olimpiyat meşalesini izlemek için de en iyi noktaya sahip olursunuz.
19. yüzyıldan bugüne Le Meurice’in kimliği nasıl evrildi ve Paris’in sosyo-kültürel dönüşümü ve “grand hotel” geleneği bu evrimi nasıl şekillendirdi?
Le Meurice her dönemin ruhuna uyum sağlayarak bugünlere geldi. Yıllar içinde çok büyük renovasyonlar ve yenilenmeler geçirdi. Sanatçılar ve düşünürlerden beslenen zengin tarihini korurken, 18. yüzyıl Fransız tasarım ruhuna sadık kalmayı amaçladı. Bu yüzden çağımızın misafirini yakalayacak modern bir örünüm yaratmak istedik. Projenin omurgası; konforlu bir lüks duygusunu, teknolojiyi, özgün sanat eserlerini ve ışıltılı dokularla oynayan ışık tasarımını kapsıyordu. Misafirlerimizi bu seçkin detayları keşfetmeye ve iki asra yaklaşan tarihimize taze bir gözle bakmaya davet ediyoruz. Fransa tarihinin büyük bir döneminden alınan ilhamın, belirsizlik çağlarında bile — hatta özellikle böyle zamanlarda — insana güven verdiğine inanıyorum. Bu, konfor ve nostalji meselesi.
Günümüzde lüks, geçici hazlardan çok kalıcı anlam arayışıyla tanımlanıyor. Sizce Hotel Le Meurice, bu anlam arayışına nasıl yanıt veriyor?
Gerçek lüks yalnızca birinci sınıf özellikler yaratmakla ilgili değil; misafirleriniz için kalıcı anılar yaratmakla ilgilidir; burada çalışanların rolü çok büyük. Konuklar ne bekleyeceklerini bilir; çalışanların onlarla ilgileneceğini, özel talepler için daima ulaşılabilir olacağını ve kendilerini güvende hissettireceğini baştan hissederler. Dorchester Collection olarak “We Care” yaklaşımımızla insan odaklıyız; temel ilkemiz de “misafirlerce değer verilen, çalışanlarca sevgiyle sahiplenilen.” Bu, her şeyi anlatıyor! Misafirlerinize evlerinden uzakta bir “ev” hissi yaratmanın o özel yolu, ilişkinizi pekiştirir ve sadakati artırır. Le Meurice’e 30 yılı aşkın süredir gelen, tutkularını çocuklarına ve torunlarına aktaran misafirlerimiz var.
Paris’teki “saray otel” rekabeti içinde Le Meurice’i farklılaştıran eşik nedir?
Le Meurice, 2011’de “Palace” unvanını alan ilk beş yıldızlı oteldi; ardından birkaç otel daha bu sınıfa girdi. 1835’te kapılarını açan Paris’in en eski lüks oteli olarak, Fransa ve Paris’in zengin tarihine en sadık tanıklardan biri olduğuna şüphe yok. Le Meurice çoğu zaman “günümüzün Versailles’ı” olarak anılır; Louvre’a — ki o da Fransız krallarının bir başka ikametgahıydı — olan yakınlığı ise bu hissi pekiştirir. Fransa’nın tarihi her köşemizde ayrı bir şekilde gizli ve biz bu mirası yaşatmaktan gurur duyuyoruz.“Sanatçıların ve düşünürlerin oteli” olmak ise soyadımız gibi; Paris’te eşi az. Ünlü yazarlar dün olduğu gibi, bugün de müdavimlerimiz; sinemacılar, oyuncular ve kültür endüstrisinin başka öncüleri de yine öyle. Rene Clément’in “Paris Yanıyor mu?”sundan Woody Allen’ın “Paris’te Gece Yarısı”na kadar pek çok filme ev sahipliği yaptık.
Miras yönetimi bağlamında “koruma” ile “yenilik” arasında kurduğunuz denge nedir?
Le Meurice’in sanata ve kültüre kök salan olağanüstü bir tarihsel arka planı var. Otel, el boyaması de Gournay duvar kağıtları, Duchemin vitrayları, Lison de Caunes’un saz işi marokenleri gibi detaylarla 18. yüzyıl ihtişamını en yenilikçi konforlarla buluşturuyor. Her detay misafirleri iyi hissettirmek için olağanüstü özelliklerle donatılıyor ve sizi bir Paris dairesindeymişsiniz gibi hissettirmek için tasarlanıyor. Gösterişsiz ama gerçek bir zarafet ve şıklıkla çünkü 18. yüzyıl Fransız ruhuna içten bağlıyız. Odaların ve süitlerin her birinde zanaatkarlar tarafından yerleştirilen sofistike detaylar var, bu da otantik bir atmosfer yaratmamıza imkan tanıyor. Le Meurice’te uyandığınızda, Paris’te olduğunuzu çok net hissedersiniz.
Röportaj: Seval Akbulak
Röportajın tamamı No.32 sayısında!