Chidy Wayne
Çocukluğunuzun bir bölümünü Gine Körfezi’nde, sonraki yıllarını ise İspanya’da geçirdiniz. Birbirinden oldukça farklı bu iki coğrafyanın izlerini bugün görsel hafızanızda ve çalışmalarınızda nasıl ayırt ediyorsunuz?
Görsel hafızam, coğrafyadan ziyade üzerine çalıştığım ve incelediğim sanatçılardan besleniyor. İşlerimi Gineli ya da İspanyol olarak tanımlamazdım. Ben sadece sanat yapıyorum.
Çocukluk evinizde Picasso posteri ve Salvador Dalí kartpostallarıyla süslü bir duvar varmış. Sizce bu duvar, sanatla kurduğunuz ilk ilişkiyi nasıl şekillendirdi?
Anlamlı sanat eserleriyle çevrili olmak çok güzel bir öğrenme deneyimi. Bir insanın bu imgeleri yaratmasının nasıl mümkün olduğunu anlamaya çalışırken o resimlerin içinde kendimi kaybedebilmiş olmak benim için büyük bir şanstı.
Hayatınızda size ilham veren kişiler arasında kimler yer alıyor?
Hayatım boyunca birçok mentor ve öğretmenim oldu; ancak özellikle biri benim için bambaşka bir kapı açtı. Kendisi bir fizikçiydi ve bana, tutkularınız doğrultusunda yaşamanın muhtemelen hayalinizdeki yaşama en çok yaklaşabileceğiniz hal olduğunu öğretti.
Geçmişten herhangi bir ressamın atölyesinde bir gün geçirme şansınız olsaydı, kimi seçerdiniz?
Kesinlikle Picasso’yu seçerdim.
Dadaistler gibi sanatın bütün kurallarını reddetme fırsatınız olsaydı, ilk olarak hangi kuralı yıkardınız?
Sanırım bir kuralı yıkmazdım. Öncelikle onun neden ve nasıl bir kurala dönüştüğünü sorgulardım.
Yolculuğunuz ekonomi eğitiminden moda tasarımına, oradan illüstrasyona ve nihayetinde bağımsız bir sanat pratiğine uzandı. Sizi en çok dönüştüren kırılma noktası hangisiydi?
Ekonomi eğitiminden Barselona’da tasarım eğitimi almaya geçişim en büyük dönüm noktasıydı. Bu değişim, yaratıcı tarafımla yeniden bağ kurmamı sağladı. Sonrasında resimlerimi dünyanın farklı yerlerinde sergilemek yalnızca odaklanma ve zaman meselesine dönüştü.
Moda tasarımı eğitiminiz, insan bedenini, hareketi ve oranları anlama biçiminizi nasıl şekillendirdi?
Moda illüstrasyonları çizmek, eğitimimin en değerli bölümlerinden biriydi. Yves Saint Laurent, René Gruau ve Joe Eula gibi sanatçılardan çok şey öğrendim. Benim için resmin temelinde çizim var ve onlar bana çizime daha özgür, özgüvenli ve spontane yaklaşmayı öğrettiler.
Nike ve Kinfolk gibi markalarla uzun yıllar çalıştıktan sonra, bir müşterinin beklentilerini karşılamaktan yalnızca kendi sorularınızın peşinden gitmeye
geçtiğinizde ne tür özgürlükler ya da zorluklarla karşılaştınız?
Bu geçiş bana kendimi daha iyi anlama ve kendi hayatımın yönetmenine dönüşme fırsatı verdi. Aynı zamanda estetik zevkimi de geliştirdi ve keskinleştirdi. En büyük zorluk ise artık bir güvenlik ağı olmadan ilerliyor olmam.
Röportajın tamamı No.35 sayısında!
Röportaj: Seval Akbulak