Kevin Francis Gray

Ilk eserini yarattığın anı hatırlıyor musun ve hala duruyor mu?
Evet, ilk önemli eserimi yarattığım anı net bir şekilde hatırlıyorum: Genç bir çocukken yaptığım bir dizi resimdi ve hala duruyor.
Eserlerine baktığında, heykel ile insan psikolojisi arasındaki bağın ne olduğunu düşünüyorsun?
Benim için heykel, insan olma halinin derinliklerine inmeyi sağlayan bir yol: Kırılganlık ve dayanıklılık, güç ve dinginlik, akışkanlık, uyum sağlama ve sürekli dönüşüm. Çalışmalarımdaki figürasyon ve soyutlama arasındaki etkileşim, duyguların ve bedenlerin nasıl sürekli değişim halinde olduğunu gösteriyor; hem var olup hem de kaçınılmaz bir biçimde dönüşmeye devam ediyorlar. Biçimleri özüne indirgemek, psikolojik derinliği ortadan kaldırmaz; aksine, onu güçlendirir ve kişisel yorumlara alan açar. Eserlerimde geleneksel detayları ve yüz ifadelerini dışarıda bırakarak, duyguların yönlendirilmesi yerine hissedilmesine olanak tanıyorum. Bu da heykel ile izleyici arasında sezgisel ve derinlemesine kişisel bir diyaloğu teşvik ediyor; bilinçaltını harekete geçiren bir etkileşim yaratıyor.
Heykelin “anıtsallık” duygusu taşıması gerektiği fikrine nasıl yaklaşıyorsun?
Benim benimsediğim anıtsallık; katı, sert ve baskın bir duruş yerine, geçici ve anlık bir anıtsallık. Hem gücü hem de kırılganlığı kutlayan bir yapı. Heykellerim sıklıkla hem sağlam hem de akışkan, hem sabit hem de dönüşüm içinde görünüyor; insan deneyiminin geçiciliğini yakalıyor. Benim için anıtsallık yalnızca fiziksel ölçekte değil, duyusal derinlikte yatıyor; eserin duygusal ağırlığı, fiziksel varlığından daha önemli.
Mermer ve bronz gibi klasik malzemeleri kullanarak çağdaş bir ruh yaratmayı nasıl başarıyorsun?
Mermer, yüzyıllardır süregelen bir geleneği içinde barındırıyor ama bu,
onun geçmişe hapsolduğu anlamına gelmiyor. Bu malzeme ile çalışırken sınırlarını zorlamaya çalışıyorum. Sertliğini yumuşatmak, durağanlığında hareketi açığa çıkarmak ve onu bronz, çelik ya da ahşap gibi farklı malzemelerle bir araya getirerek yeni bir anlatım dili oluşturmak gibi. İçbükey ve dışbükey yüzeylerin etkileşimi, formların çözülmesi ve figürasyon ile soyutlama arasındaki gerilim, klasik malzemeleri çağdaş bir ruhla yeniden ele almamı sağlıyor.
Bir eser yaratırken en zorlandığın aşama ne oluyor?
Yaratım süreci farklı aşamalarda zorluklarla karşılaşabilir, ancak benim için en zorlu şey başlangıç ve bitiş aşamaları. Başlangıçta süreç ham, yoğun ve talepkar olur. Birçok fikir bu aşamayı geçemez, çünkü her konsept başarılı bir şekilde forma dönüşemez. Eser tamamlandıktan sonra ise stüdyodan çıkıp benim kontrolümün ötesinde bir alana girer.
Bu geçiş –özel bir yaratım sürecinden kamusal bir alana taşınmaya kadar– hem heyecan verici hem de rahatsız edici olabilir. Eser artık kendi hayatını yaşar, izleyicilerin bakış açısı ve yorumlarıyla şekillenir; bazen öngöremediğim biçimlerde anlamlar kazanır.
Sanatsal pratiğine dönüp baktığında, kariyerin açısından en belirleyici ya da yolunu açan iş hangisi oldu?
Benim için belirleyici tek bir eser yok, bunun yerine dönüştürücü dönemler var. Gestural Works serisi, figürasyondan soyutlamaya doğru bir kaymaya işaret ederken, Breakdown Work Series soyutlamayı ve malzeme denemelerini daha da ileri taşıdı. Family Series ise tamamen soyut bir noktaya ulaşıyor ve aidiyet, kimlik gibi kişisel temaları derinlemesine inceliyor. Sanatsal pratiğimi tek bir eser değil, bu dönüşüm anları tanımlıyor.
Röportaj I Seval Akbulak Fotoğraf I Joe Petini
Curated No.29'u satın almak için tıklayınız.