Barbara Kuebel
İlk aldığınız ve arzuladığınız sanat eserini sorsam, bu kimin işi olurdu?
İlk sanat eserimi on altı yaşındayken satın aldım; Avusturyalı sanatçı Alfred Kubin’e ait bir baskıydı. Kubin aynı zamanda Edgar Allan Poe için yayımlanan bir eseri de resimlemişti. Aslına bakarsanız çocukken temas ettiğim ilk sanat eserleri, Doğu Tirol’deki Lienz’den bir restoratör ve ressam olan büyük büyükbabamın işleriydi. Dolayısıyla sanat hayatım boyunca hep etrafımda oldu. Sahip olmayı arzuladığım bir sanatçı eseri olacaksa, bu kesinlikle Georg Baselitz ya da Markus Lüpertz’e ait bir iş olurdu. Ayrıca bir Grayson Perry seramiğine sahip olmayı da çok isterdim.
Yaratıcı sürecinizi en çok ne tetikliyor?
Kendimi bildim bileli biçimler ve mekanlar üzerinden düşünüyorum. Aslında beni sanat yapmaya iten belirli bir çıkış noktası hiçbir zaman olmadı. Sanat aracılığıyla aşmam gereken bir şey de olmadı. Bir şeyler yaratmak benim için yemek yemek, nefes almak, yaşamak gibi. Ana konularım olan insan bedeni ve nesne dinamiklerinin tasvirleri üzerine çok fazla çizim ve kompozisyon üretiyorum. Var olan bir nesneyi, bir deneyimi ya da bir modeli asla kullanmıyorum; her şey zihnimde ve hayal gücümde gerçekleşiyor. Ürettiğim işleri gerçek hayattaki durumlarla ya da deneyimlerle ilişkilendiremiyorum. Sonrasında seçici bir süreç başlıyor; memnun olmadığım ya da artık ilişki kuramadığım iş gruplarını ayıklıyorum. Yaratım sürecimi, bir müzisyenin sonucun —o an için— mükemmel olduğuna ikna olana kadar durmaksızın çalışmasına benzetebilirim. Bu açıdan düşündüğümde, belki de bu içsel bir dürtüdür.
Psikoloji geçmişinizin sanatsal pratiğiniz üzerindeki görünmez ama en güçlü etkisi ne oldu?
Sanatın benim için neden böyle olduğunu açıklarken psikolojik olarak beslendiğim en önemli düşünürler Michel Foucault ve Pierre Bourdieu. Sosyal psikoloji açısından ise birçok olguyu sosyal inşacılık ve fenomenoloji üzerinden açıklarım. Anlam, toplumsal olarak inşa edilir ve son derece bireysel biçimde anlaşılır; nihayetinde de birey tarafından ifade edilir. Bunu göz önünde bulundurduğumda, çok uzun zaman önce keşfettiğim eksik nedenlerden ötürü bir sanatçıyım; cevabı bulmadıkça bunları herkese açıklayamam ve açıklamamalıyım. Bu yüzden hala arayış içindeyim.
İnsan formunu deformasyon yoluyla ifade etmeye sizi çeken şey neydi?
Figür çizmek, varoluşu çizmek gibidir. Nihayetinde zihindeki her şeye izin vardır; her şey, tıpkı bir hikayede olduğu gibi kurmacadır. Aynı fikrin ya da imgenin tartışılması gereken sonsuz sayıda versiyonu vardır.
Fiziksel temas ve toplumsal sıkışma temalarına tekrar tekrar dönmenizin nedeni nedir?
Hiçbir zaman nihai bir imge yoktur. Bu temayı tüketmeden, tamamlanmış hissetmeden sonsuz sayıda versiyon üretebilirim. Kendimi bundan alıkoyamıyorum.
Sizce asansörde, kuyrukta ya da kapalı bir alanda deneyimlenen sessiz gerilim neden bu kadar güçlü bir görsel malzemeye dönüşüyor?
Bazı deneyimlerin, başkalarının hayatlarıyla ilişki kurabilmesi için yalnızca sanat aracılığıyla ifade edilmesi gerektiğine inanıyorum. Cindy Sherman’ın olağanüstü işleri bunun iyi bir örneği. Kadın temsillerinin zaman ve mekan içinde yoğunlaştırılmış bir versiyonu olarak grotesk portre, her zaman tartışmalı söylemler için bir kaynak olmuştur. Ne ilginçtir ki, bedenin temsil edilme biçimleri ve gündelik hayattaki dönüşümleri artık ana akım kültürün bir parçası haline geldi.
Ağaç baskı öncelikle bir baskı tekniği midir, yoksa aynı zamanda bedene fiziksel bir müdahale biçimi olarak da görülebilir mi?
Heykel üretimiyle ve üç boyutlu olarak kullanılabilen malzemelerle güçlü bir bağ kuruyorum. Ağaç baskıya yönelmemin nedeni, ahşabın hemen her yerde bulunabilen bir malzeme olmasıydı. Özellikle Brezilya’da ailemle yaşadığım dönemde, tamamen elle yapılan baskı süreçleriyle ve daha büyük boyutlu kalıplarla denemeler yapmaya başladım. Kalıbın boyutu kaçınılmaz olarak yoğun emek ve fiziksel güçle ilişkilidir. Bu nedenle ağaç baskı, benim için kesinlikle bedene kişisel bir müdahale biçimi; çünkü dürüst olmak gerekirse, bir baskıyı tamamladığımda kendimi gerçekten tükenmiş hissediyorum. Büyük ölçekli işlerin boyutu, küçük kalıplarda bulunmayan anıtsal bir karakter taşır. Sonuçta üretimin en belirleyici aşamaları çizim, çizgilerin oyulması ve kalıp yüzeyinin hazırlanmasıdır. Ve elbette renk. Rengi özellikle vurguluyorum; çünkü hiçbir zaman ikinci bir renk ya da arka plan kullanmıyorum. Renk, taş ya da gövde gibi malzemenin maddeselliğini ve varlığını tanımlıyor. Bu yüzden ağaç baskı, kesinlikle yalnızca başlı başına bir baskı tekniği değildir.
Siyahı bir renk olarak değil, neredeyse bir madde olarak düşündüğünüzü söylüyorsunuz. Siyah, işlerinizde tam olarak ne yapıyor?
Sanatsal müdahalemi en etkili biçimde azaltmaya çalışıyorum. Siyah rengini seçtim çünkü kitap basımında kullanılan ilk renktir ve onun niteliğiyle, maddeselliğiyle kıyaslanabilecek hiçbir şey yoktur. Siyahın arkaik bir özelliği vardır; imgeye ne fazlasını, ne de eksiğini ekler. Dikkat dağıtmaz ve ek bir yan etki yaratmaz.
Röportaj: Seval Akbulak
Röportajın tamamı No.34 sayısında!