arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Burak Öymen

Burak Öymen

Sizi bugünlere hazırladığına inandığım renkli ve çok kültürlü çocukluğunuzdan başlamak istiyorum. Türkiye’nin en önemli diplomatlarından birisinin çocuğu olarak yetişmek sizi nasıl etkilemiştir?

Dünyanın ikiye, hatta üçe ayrıldığı bir dönemde hariciyeci çocuğu olmak bambaşka bir deneyimdi. 70’ler 80’ler… Komünizmin en şiddetli olduğu dönemde Doğu Avrupa ülkelerinde yaşadık; 80-81 arasında Çekoslovakya, Prag’daydık. Temel ihtiyaçlarınız dışında pek bir şeye ulaşamadığınız, büyük yokluk dönemlerine şahit olduk. Sonrasında Franco döneminden çıkmış, yeni yeni açılmakta olan İspanya’da birkaç sene geçirdik. Prag’dan sonra, Akdeniz kültürünün yoğun şekilde hissedildiği Madrid çok farklı bir deneyimdi. 15 yaşına geldiğimde özgürlüklerle, sosyal adalet ve refah ile anılan Kopenhag’a taşındık.

Bu denli farklı kültürlerle büyümek, her gittiğiniz yerde yeni lisanlar öğrenmek, özellikle de bizim dönemimizdeki gibi, yaklaşmakta olan küreselleşmeyi ilk elden deneyimlemek sadece bana değil, birçok hariciyeci çocuğuna avantajlar sağladı. 20’li yaşlarıma geldiğimde Berlin duvarının yıkılmasına ve dünyayı ikiye bölen bütün sınırların teker teker ortadan kalkmasına tanık oldum. Bütün bu değişim hayatın her alanına yansıdı. Böyle renkli bir çocukluktan gelip küreselleşme dönemine denk gelmek, benim için de müthiş bir şanstı aslında.

Hikayenizi hep tarihsel ve politik bağlamda anlatıyorsunuz. Siz politikayı yalnızca okumamış, yaşamışsınız gibi... Hep böyle miydi? Bu farkındalık, size ülkenizi temsil etme  sorumluluğu da yüklemiş midir?

Bu aslında ilginç bir ikilem... Bu meslekten olan aileler hayatlarının büyük bölümünü yurtdışında geçiriyor, bambaşka kültürlerde yaşıyorlar, ama diplomasinin doğasından dolayı her zaman ülkelerini temsil etme gibi bir dertleri var, çocuklarına da bunu daima işliyorlar. Çocuk olarak ülkenizi belki yalnızca size anlatılanlardan tanıyorsunuz ve kültürünüze dışarıdan bakıyorsunuz. Ama yine de her zaman Türk hissediyorsunuz, hatta bazen Türk’ten de çok Türk… Çünkü, özellikle bir Türk diplomatının çocuğu olarak okul hayatınız hep açıklamaya çalışarak geçiyor. Okulda ders kitaplarında ülkenizle ilgili pek de hoş olmayan şeyler okuyabiliyorsunuz veya haklı haksız birçok eleştirinin muhatabı oluyorsunuz. Dolayısıyla, özellikle de bizim dönemimizde Türk diplomatların ve ailelerinin hayatlarının diğerlerine göre daha zor olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’nin çalkantılı dönemlerden geçmesinin yanında, babanızın ofisinin devamlı olarak güvenlik tehditi altında olması; bir yanda da seyahat edebilmek için diğer diplomat çocuklarının aksine konsolosluk kapılarında bekletilmeniz, ister istemez ülkeniz lehine bir savunma içgüdüsü geliştirmenize yol açıyor. Özetle, bu muazzam fedakarlıklar gerektiren meslek, hayatınız boyunca içinizden atamayacağınız bir sorumluluk bilincini de beraberinde getiriyor.

Sonrasında Amerika yolculuğunuz başlıyor. Üniversite okumaya Amerika’ya gidiyorsunuz...

Evet, 16 yaşında iş idaresi okumaya Amerika’ya, Philadelphia'ya gittim. Bu kadar genç yaşta üniversiteye kabul edilmemin nedeni çok iyi bir öğrenci olmam değildi. Lisede pek başarılı sayılmazdım, ama Amerikan üniversite sisteminin ön eleme sınavı olarak kabul edilen SAT’lerde sürpriz şekilde başarılı bir sonuç almıştım. Avrupa’da ailemle diplomatik misyon içinde geçirilen çocukluktan sonra, Amerika’da özgürlüğü tattığım çok özel bir beş sene geçirdim. Kendimi bulma dönemim, bambaşka bir kültür içinde geçti. Okul kadar bu deneyim de beni çok etkilemişti.

Yavaş yavaş parçaları birleştiriyoruz. Prag, Türkiye, İspanya, Amerika derken girişimci olmaya nasıl karar verdiniz? Bilinçli bir tercih miydi?

Diplomatların çocuklarının dışişlerinde kariyer yapması beklenir. Babam da elbette şansını denemişti. Bir yandan da diplomatlar oldukça kibar insanlardır; o da sanırım bu yüzden çok ısrarcı olmamış, bana seçimlerimde pek müdahale etmemişti. Diplomasi, oldukça fedakarlık ve idealizm gerektiren bir yol... O yaşıma kadar tam bir diplomat hayatı yaşadığım için artık farklı bir yöne gitmek, kendime iş dünyasında yer edinmek istemiştim. Girişimcilik sayesinde değer yaratmak bana hep çok cazip gelmişti. Bir de tabii, iş dünyası bürokrasiden, devlet görevlisi olmaktan çok daha özgür bir hayattı. Kendi kararlarımı verebilmek benim için her zaman için çok önemliydi. Sonuç olarak, yönetim stratejisi üzerine master yaptım ve işletme okudum. Sektörü ve tam olarak ne yapacağımı bilmiyordum, ama girişimci olmak istediğime emindim. Aslında şimdi anlıyorum ki girişimci olmak için illa okulunu okumanız gerekmiyor...

Ne gerekiyor peki?

Farklı türleri var. Örneğin daha teknik taraftan ilerleyenler var; benim gibi bunun için iş idaresi okuyan, yöneticilik yapıp belirli bir tecrübe kazanan, sonrasında girişimci olanlar var. Bir de eğitim almadan, işi yolda öğrenerek, içgüdüsel olarak bu yola girenler var. Benim tanıdığım en başarılı girişimciler aslında eğitimle gelenler değil, içgüdüsel olarak girişimci olanlar. Bunun Türkiye’de de pek çok örneği var, dünyada da.

Röportaj: Anıl Atalan Fotoğrafçı: Fırat Meriç

Curated Magazine No.15 sayısı için tıklayınız.

Read more

Derin Mermerci

Derin Mermerci

Begüm Khan

Begüm Khan

Serdar Kutucu

Serdar Kutucu

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.