arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Hugo Toro

Hugo Toro

En son hangi objeyi veya mobilya parçasını satın aldınız?

Patinalı bronz ve pirinçten yapılmış, hafif brutalist bir estetiğe sahip, oldukça heykelsi iki duvar ızgarası satın aldım. Üzerlerinde imza yok ve sanırım 1990’lara tarihleniyorlar. Bu parçaları gerçekten çok seviyorum çünkü içlerinde güçlü bir anlatı barındırıyorlar. Başlangıçta eski bir kapının parçası olduklarını düşünüyorum ve onları duvara asarak, neredeyse mimari bir öğe hissi yaratacak duvar heykellerine dönüştürmeyi planlıyorum.

Son zamanlarda hangi tasarımcıyı veya sanat eserini keşfettiniz?

Slovenyalı mimar Joze Plecnik’i keşfettim. Son derece etkileyici, özgün ve derin bir anlatıya sahip üretim dili var. 

Sizin için iyi küratör kimdir?

İyi bir küratör, içgüdülerini takip edebilen ve anlatıyı biçimsel bir dile dönüştürebilen kişidir. Bunu yalnızca hacimler ya da nesneler aracılığıyla değil, her şeyin birbiriyle kurduğu diyalog üzerinden gerçekleştirir; en çok da insanlar arasındaki ilişkiler üzerinden. Anlatının dolaşımda olması gerekir: bir mekandan diğerine, bir işten diğerine, bir kişiden diğerine aktarılmalı.

Güzellik algısıyla/beklentisiyle ilişkiniz nasıl?

Benim için bu ilişki çok küçük yaşlardan beri hep var. İster bir çiçek buketi düzenlemek olsun, ister bir kulübe inşa etmek; güzelliği aramak hep içgüdüsel bir şey oldu. Bunun kökeninde büyük ölçüde annem ve büyükannem var: Misafir ağırlamak, sofra kurmak, atmosfer yaratmak… Çizim yapmak ise dokuya ve renge duyduğum merakla birlikte hayatıma girdi. Çocukken her şey çok kendiliğindendi; durmadan çizer, boyar, maketler yapardım. Güzelliğin peşinden gitme arzusu her zaman içimdeydi. Profesyonel olmayan ama çok tutkulu bir aile ortamı da bunu sürekli besledi.Yani akademik bir eğitimden çok, duyular üzerinden aktarılan bir yaklaşım diyebilirim.

Hayatınızı buna adamak istediğinizi ne zaman anladınız peki?

Her zaman mimar olmak istedim. Sadece kısa bir dönem, yunuslarla çalışmak istemiştim. Yaklaşık bir yıl sürdü. Onun dışında, hep mimar ve sanatçı olmak istedim. 

Referanslarınız Avrupa’dan Güney Amerika’ya uzanıyor. Hangi dönemlerden, tasarım akımlarından ve yaratıcı figürlerden etkileniyorsunuz?

Çok sayıda farklı kaynaktan besleniyorum. Parametrik tasarımdan Luis Barragán’a, Otto Wagner’den malzeme ve dokuyla çalışan çağdaş mimarlara uzanan geniş bir ilgi alanım var. Diego Rivera’nın resimlerinden Turner’ın eserlerine; fotoğraftan farklı dönemlerin sanatçılarına kolayca geçiş yapabiliyorum. Enlemesine düşünmeyi seviyorum. Benim için neredeyse her şey ilham kaynağı olabilir.

Moda ya da sanat dünyasında sizi en çok etkileyen dönem hangisi oldu?

1990’ların çocuğuyum, dolayısıyla o dönem kaçınılmaz olarak üzerimde büyük bir etki bıraktı. Ayrıca 1930’ları, 2000’lerin bazı yönlerini seviyorum ve Wall Street estetiğine özel bir ilgim var. Mesela, annemi 1990’larda renkli ceketler ve güçlü silüetlerle hatırlıyorum. Yine mimariyi de süsleme kadar seviyorum.

Ilk sanat mobilyası koleksiyonunuz Christie’s’de sergilendi. Şimdi ise Paris’teki Institut Culturel duMexique’te, kariyerinizde yeni bir aşamaya işaret eden ilk büyük ölçekli resim serginiz Aguas que Murmuran’ı sundunuz. Izleyiciyi ne bekliyor?

Bu sergi, yaratıcı genişlememin başka bir yönünü ortaya koyuyor. Resim ve çizim benim için hem soyutlama hem de anlatı araçları.  Bu, kişiliğimin bir devamı; mimarinin yerini almıyor, ona ekleniyor. Burada ilginç olan; kökler üzerine soyut ama samimi bir anlatı üzerinde, gençlik ve duygu fikriyle çalışmaktı. İzleyiciden beklentim, iç mimari ve mimarinin tamamında ortaya koyduğum tutkuyla taşınan, dürüst bir hikayeden etkilenmeleri.

Röportajın tamamı No.33 sayısında!

Röportaj: Seval Akbulak

 

Read more

Taras Yoom

Taras Yoom

Lazaro Rosa Violan

Lazaro Rosa Violan

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.