arrow-left icon arrow-right icon behance icon cart icon chevron-left icon chevron-right icon comment icon cross-circle icon cross icon expand-less-solid icon expand-less icon expand-more-solid icon expand-more icon facebook icon flickr icon google-plus icon googleplus icon instagram icon kickstarter icon link icon mail icon menu icon minus icon myspace icon payment-amazon_payments icon payment-american_express icon ApplePay payment-cirrus icon payment-diners_club icon payment-discover icon payment-google icon payment-interac icon payment-jcb icon payment-maestro icon payment-master icon payment-paypal icon payment-shopifypay payment-stripe icon payment-visa icon pinterest-circle icon pinterest icon play-circle-fill icon play-circle-outline icon plus-circle icon plus icon rss icon search icon tumblr icon twitter icon vimeo icon vine icon youtube icon

Zhu Omhu

Tayvan'da doğan ve yolunu Melbourne'de keşfeden Zhu, nasıl bir seramik sanatçısına dönüştü?

Kendim bildim bileli sanatla iç içeyim. Üç yaşındayken, manga yaratıcısı Naoko Takeuchi'nin “Sailor Moon” isimli manga serisinden ilham alarak karakterler çizmeye başladım. Anaokuluna gittiğim sıralarda arkadaşlarım bu çizimler için benimle oyuncaklarını ve atıştırmalıklarını takas etmek isterlerdi. Hatta bir keresinde bir arkadaşım, annesinin altın yüzüğü getirip bu çizimlerle takas etmek istemişti! Tabii annem ertesi gün arkadaşıma yüzüğü teslim etti. Yedi yaşından yirmi iki yaşına gelene kadar, Yeni Zelanda’da yaşadık. 2011 yılında Auckland'daki Elam Güzel Sanatlar Okulu'ndan mezun olduktan sonra Melbourne’e taşındım ve iki yıl boyunca hiç tanımadığım bu yerde bir blokaj yaşadım. Bu blokaj, yaratıcı bir sürecin başlangıcına sebep oldu. 2D işler yapma konusunda çok da motive olmadığım bu dönemde, dokunma duyusunu harekete geçirecek yeni bir yol arayışındaydım. Bu süreç içindeyken de evimde bitki eksikliği olduğunu düşündüm. Ev bitkileri toplamaya başladım ve havada kuruyan kil hamurundan amipli saksılar yapmaya başladım. Kinestetik form farkındalığımı harekete geçiren, bu konudaki fikir ve duygularımı canlandıran bir tecrübeydi. Seramik pratiğim böylece doğdu. Kil ile doğrudan iletişime giren bu basit yöntem, dokunsal bir duyarlılık gerektiriyor. Çünkü kil, uyguladığınız basınca göre hemen reaksiyona giren bir malzeme. Dokunmanın samimiyeti, üretim şeklimin yeni dili oldu böylelikle. Kilin biçimsizlik arasında gidip geldiği tekinsiz halleri, yeni oyun alanımı oluşturmama neden oldu. Kendi kendime çevrimiçi videolardan, forumlardan ve yerel fırınlardan pek çok el yapımı teknik öğrendim. Sanat okulundan dolayı geçmişimde resim olsa da bitkilerim için saksı yapmaya başlamak ve kil ile tanışmak bana çok iyi geldi.

Yaptığın kalıplar yerçekimine meydan okuyor gibi görünüyor; sarkıyor, bükülüyor ve bir şekilde bozulmadan durarak gökyüzüne doğru kıvrılıyor. Bobin kaplar ise sana özel bir tasarım tekniği. Bu imzayı nasıl geliştirdin?

Bobin kaplar, mekanize 3D baskı sürecini taklit etse de elle yapılıyor. Tasarım yaparken ve yenilikçi teknolojiler geliştirirken doğadan ilham alan “biyomimikri” yaklaşımını tersine çeviren bu yöntem, otomasyon çağında nasıl güncel kalabileceğimizi araştırıyor. Günümüzde yeni bir yöntem olan üç boyutlu yazıcılar ile plastik, metal gibi çeşitli malzemelerle üretim yapılabildiği gibi, plastik ve toz halindeki çamur malzemeyle seramik üretimi yapmak da mümkün. Bu dijital üretim teknolojisi, seramik sanatında bir şekillendirme yöntemi olarak değerlendiriliyor. 3D baskılı seramikler, programlanmış ölçümlere göre kil bobinlerinin istiflenmesiyle yapılıyor. Bilgisayar yazılımı ve robotik bir kol, kili ekstrüde eden nozulu kontrol ediyor; bu da karmaşık seramik tasarımlarının hızlı ve doğru basılmasına olanak tanıyor.

Ben, kilin form ve amorf arasında gidip geldiği bir geçiş alanı deniyorum. 3D baskının mekanik sürecini anımsatan, ancak elle yapılan bu seramik vazolar sezgisel bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu şekilde yapılan formlar içe doğru akıyor gibi görünüyor. Makineden farklı olarak, farklı çevre koşullarında kil gövdesinde oluşan en ufak değişikliği bile tespit edebiliyorum bu yöntemle. Sadece oyun ve gözlem yoluyla madde ile zaman geçirerek elde edilebilen bu plastisite ve işlenebilirlik anlayışı, malzeme ile uzlaşmama da izin veriyor. Ayrıca bir sanatçının ellerin, günümüz seramik 3D yazıcılarının yapamadığı formları da oluşturabilir diye düşünüyorum. Ama insanların kil ile yakın bir ilişki geliştirebilmesi için gereken sabra, özene ve meraka sahip olması gerekiyor tabii ki.

Seramiklerin için ilhamını ve fikirlerini neler besliyor?

Benim için ilham, meraktan ve gözlemden geliyor. Öyküler, ekoloji, deneyimler, teknoloji, bilim, deneyler, romantizm, tartışmalar, eski fikirler, diğer insanların çalışmaları, rüyalar, yani her şeyden…  Özellikle kolay erişilebilir ve sindirilebilir içeriği ve farklı bakış açılarını tüketmeyi seviyorum çünkü bunlar hayal gücümü besleyen hammaddeler olabiliyor. Sosyal medya, fikir alışverişi için inanılmaz bir üreme alanı ve kendi sanatsal araştırmam için de harika bir kaynak. Düşüncelerimi taze tutmaya yardımcı oluyor.

Röportaj SEVAL AKBULAK

Curated No.17'yi satın almak için tıklayın.

Read more

Carla Güler

Carla Güler

Daniel Arsham

Marion Verboom

Your Cart

Your cart is currently empty. Click here to continue shopping.